Blog

ORTAÇAĞ’IN AYDINLIĞI: I ŞÖVALYELİK ve ŞÖVALYE TARİKATLARI

in Celil LAYİKTEZ Yazıları

(TAMPLİYE, HOSPÎTALYE VE TÖTONYA ŞÖVALYELERİ)

Etimolojik olarak Şövalye, Latince caballus = at kelimesinden türemiştir ve süvari anlamına gelir.

Normanlar, süvarilerin Avrupa’da ilk defa kullandıkları üzengilerin sağla­dığı üstünlükle 1066 Hastings savaşında galip gelerek İngiltere’yi istilâ ettiler. Süvarilerin savaş meydanında sağladıkları üstünlük belliydi, hattâ Haçlı Seferle­rinde koltuk altlarında tuttukları mızraklarıyla, kendileri ve atları zırhlı şövalye­ler modem savaş tanklarına benzetilmiştir. Ancak, atı ve zırhıyla bir süvariyi bes­lemenin maliyeti piyadenin maliyetine

göre çok yüksek olduğundan, savaş ala­nında bir süvari serf veya paralı askerlerden oluşan bir grup piyadeye kumanda ederdi. Süvariler özgür kişilerin arasından seçiliyorlardı, başarılar onlara asalet ünvanlarım kazanma yolunu açıyordu. Zaman içinde anlamı değişen -şövalye sözcüğü asil zırhlı süvari anlamına gelmeye başlamıştı.

Herhangi bir kişi şövalye olamazdı. Germen askerî âdetleri ile Hıristiyanlı­ğın etkileşmesi Batı Avrupa’da Şövalyeliğe kabul merasiminin kaynağı oldu.

Şövalyeler arasında karşı takımlar olarak tertip edilen turnuvalar 1066’da ölen Geoffroy de Preuilly tarafından başlatılmış ve kısa zamanda Fransa’da bü­yük rağbet görmüştü. Turnuva ile gerçek savaş arasındaki fark, turnuvada raki­bin esir edilmeye çahşılmasıydı; gene de normal silâhlar kullanıldığından sık sık kazalar oluyordu. Esir düşen şövalye ve yardımcıları atlarını ve zırhlarını kaybe­diyor, çok kere de fidye ödemeye mecbur kalıyorlardı.

  1. yüzyılda turnuvalara kurallar hâkim olmaya başladı: bazı darbeler ya­saklanmıştı, mızrak uçları yalnızca darbe etkisi yapabilecek şekilde küt olacaktı. Zırh tasarımındaki gelişmeler sayesinde de kazalar azalmıştı. Artık yalnızca iki şövalye karşı karşıya geliyordu.

Şövalyelerin kadınlarla romantik ilişkileri masal ve şarkılara konu oluyor­du. Bu turnuvalar dönemin en önemli sosyal olaylarıydı. Gelişen Şövalyelik etik ve namus kavramları, Endülüs Araplarıyla olan etkileşmeden kaynaklanmıştı.

Haçh Seferlerinin başlamasıyla, rahip şövalyelerle ortaya çıkan askerî tari­katlar manastırların organize hayatı ile mistisizmini, 12. yüzyılın en aşırı milita­rist ruhuna katarak Orta Doğuya taşıdılar. Yeminleriyle Tanrıya adanan bu şö­valyelerin, Hıristiyan olmayanları öldürerek uhrevî amaçlarına ulaşmaya çalış­maları 12. yüzyıl mantığına ters düşmüyordu. Savaşma becerilerini terk etmeden manastır hayatını sürdürmek isteyen asillere bu askerî tarikatlar cazip geliyordu. Psikologlara göre, askerî disiplinle manastır disiplini arasında bir paralel vardır ve bu rahip şövalyeleri tasvir için “Hz. Isa’nın askerleri” tanımı kullanılıyordu. Haçlılarla Filistin, Suriye ve Antakya’ya yerleşen askerî tarikatlar kısa zamanda yerli ahaliden eli silâh tutanları Hıristiyanlığa zorladılar ve onları “türkopol” adıyla piyade güçlerine kattılar.

TAMPLİYE ŞÖVALYELERİ

Tampliye ve Hospitalye Şövalyeleri gibi ilk Haçlı tarikatları Haçlı ve hacılara yardım amacıyla kurulmuş olmakla beraber, kısa zamanda güçlü paramiliter teşkilâtlara dönüştüler.

Sonradan Tampliye Şövalyesi adım alacak “Kudüs Mabedi Yoksul Kardeşleri Tarikatı” Kudüs yolunda hacılara yardım amacıyla, bir kaç Fransız şövalyesi ta­rafından c.1120 yılında kuruldu. Tarikat 14 Kasım 1128 Troyes Konsilinden kuru­luş beratını aldı. St. Bernard bu şövalyelere kendilerini savaşa adayan bir dinsel tarikat kisvesini verdi. Şövalyeler yoksulluk, bekâret ve itaat yemini ediyorlardı. Tarikatın teşkilâtlanmasında üç ayrı katman vardı: aristokrat askerler, rahipler ve lâik yardımcılarla uşaklar.

Tampliyeler, Haçlılara askerî korumaya ek olarak bankacılık ve hancılık hiz­metlerini sunuyorlardı. Batı Avrupa’da Tampliye Şövalyelerine yatırılan bir pa­ra, güvenli bir şekilde ve çok kısa zamanda Orta Doğuya varıyor ve imza sahibine teslim ediliyordu. Avrupa’ya gidip gelen şövalyeler, Tampliye Mâbetlerinin mi­safirhanelerinde problemsiz kalabiliyorlardı.

Tampliye Şövalyeleri Tarikatının en büyük rakibi “Kudüs’tü St. Jean Şövalye­leri Tarikatı” idi. 1040’da “Hospitalye Şövalyeleri” (B adıyla hacıları tedavi etmek üzere kurulan bu tarikat, 1118’de isim değiştirerek asker/rahip olduklarını vur­gulayan bu yeni ismi almıştı. Hospitalye Şövalyeleri, kısa zamanda Kudüs Krallı­ğında prestij ve nüfuz için Tampliye Şövalyeleri ile rekabet eden bir askerî tarika­ta dönüştüler. Bu iki tarikatın çekişmesi Hıristiyan Kudüs Krallığının zayıf düşe­rek varlığını yitirmesinin başlıca nedenlerindendir.

Kudüs’ün 1187’de tekrar İslâmî güçlerin eline geçmesinden sonra amaçsız kalan Tampliye Şövalyeleri kendilerini dünyevî nimetlerin arayışına terk ettiler. Aracı, amaca dönüştürerek, yalnızca sonsuz mal varlıklarını yönetmekten başka işleri kalmamıştı. 12. ve 13. yüzyılların hızlı ekonomik büyümesi esnasında, ser­mayenin toplanması ve transferi tekniklerinde uzmanlaşan Tampliyeler, müşte­rileri arasında Papa ve Fransa Kralının da bulunduğu, Avrupa’nın en güçlü fi- nans kuruluşu durumuna geldiler.

(t) Hospitalye: (Hospitalier) Hastane (Hospital) ve Misafirhane (Hotel) kelimelerinin Latince karşılıkları tek kelime olarak “hospitale”dir. Kök “hospes “tir ve hem ev sahibi hem de konuk anlamına gelir. Ortaçağda yoksulların, hastaların ve seyyahların müştereken barındıkların mekân “hospitale” idi.

Tampliye Şövalyeleri artık İslâm Güçlerine karşı çarpışmak yerine sermaye­lerini daha da artırmanın peşinde olarak merkezlerini Paris’e taşıdılar. Tampliye- lere karşı halkın baştaki sevgi ve hayranlığı kısa zamanda şüphe ve kıskançlığa dönüştü. Ancak Tarikatın başkanı bu durumu umursamıyor ve Tampliyeler ban­kacılık faaliyetlerini Tanrının hizmetine yaptıklarında ısrar ediyorlardı.

Kral Güzel Filip merkezî bir devlet kurmaya çalışırken karşısında Tampliye- leri buluyordu. Tampliyeler Papa’nın fermanına güvenerek, denetim dışı, ege­men bir tarikat haline gelmişlerdi. Protokolde, Tampliyelerin Büyük Üstadı ile soylu bir prens aynı düzeydeydi. Büyük Üstat bir orduya komuta ediyor, geniş topraklarını yönetiyor, imparator gibi seçiliyor, mutlak yetkiler kullanıyordu. Fransa Devlet hâzinesi Tampliyelerin Paris Mâbedine muhafaza için teslim edil­mişti. Tampliye Şövalyeleri, resmen, Kralın adına açılmış Fransa Hâzinesi hesa­bının mutemetleri, vekilleri, yöneticileri olmuşlardı. Parayı yatırıp çekiyorlar, fa­izi işletiyorlar, günümüzün özel bankaları gibi işlemler yapıyorlar, ancak bir devlet bankasının tüm ayrıcalıkları ile bağışıklıklarından istifade ediyorlardı. Kralın hazinecibaşı da bir Tampliye Şövalyesi idi. Sık sık Fransa parasını devalüe etmek, ekonomiyi kendi yöntemlerine göre yönetmek isteyen Kral için durum kolay değildi.

“Onlarla baş edemiyorsan birleş” demişler. Kral Filip Tampliye tarikatına şe­ref üyesi olarak katılmak istedi ve bu isteği red edildi. Böyle bir hakareti hiç bir kral kabul edemezdi. Filip, Papa’ya Tampliye Şövalyeleri ile rakip tarikat Hospi- talye Şövalyelerinin tekbir tarikat olarak birleştirilmelerini, yeni oluşumun başı­na da oğullarından birini geçirmesini önerdi. Davet üzerine, Tampliyelerin Bü­yük Üstadı de Molay, memleketine sürgünden dönen bir hükümdar gibi, yaşa­makta olduğu Kıbrıs’tan büyük tantana ile geldi ve Papa’ya tarikatların birleşti­rilmelerine karşı bir muhtıra sundu: Tampliyeler Hospitalyelerden daha zengin­diler, bu birleşme, birincileri yoksullaştırma pahasına, İkincileri zengin edecekti ve bu da şövalyelik ruhunun iğfali olacaktı.

Tampliye Şövalyelerinin aleyhinde söylentiler dolaşıyordu. Ondalık vergi­leri toplamak üzere ortalıkta zorbalık yapan, ancak kendileri vergi vermeyen, Kutsal Emanetlerin bekçileri olarak askerî görevleri artık bitmiş olan Tampliye­ler Fransa’da istenilmeyen yabancılar şeklinde karşılanmışlardı. Gösterişli dav­ranışları yadırganıyordu, aralarında, kimsenin anlamadığı Arapça’yı konuşu­yorlardı. Rahiptiler, ama küstah tavırları çevreyi rahatsız ediyordu; yoksulluk andı içmişlerdi, ama, soylu zümrenin şatafatı, yeni zenginlerin aç gözlülüğü, silâhşorların yüzsüzlüğü ile yaşıyorlardı.

Karalamalar başladı. Tampliyeler eşcinsel, heretik, nereden geldiği bilinme­yen Bafomet denen şeytanî, sakallı, çift başlı bir puta tapan putperestlerdi; belki de İsmaililer’in sırlarını paylaşıyorlardı, Şeyh’ül-Cebel’in Haşişinleriyle alışve­rişleri vardı. Filip’le danışmanları bu söylentilerden yararlandılar. 3 Nisan 1312’de Papa V.Clement “Vox in excelso” fermanı ile Tampliye tarikatını kapattı, ve önceden gayet iyi organize edilmiş bir yıldırım harekâtla, tüm Fransa’daki

 

Tampliye Mâbetleri aynı gece Krahn askerleri tarafından basıldı, gafil avlanan Tampliyelerin çoğu tutuklandı. 2 Mayıs tarihli “Adrovidam” fermanı ile Papa j              Tampliyelerin tüm mal varlıklarına el konduğunu, bunların Roma’ya transfer

edileceğini ve oradan da Hospitalye tarikatına devredileceğini açıkladı. Tampli- ‘      yelerin mal varlıklarına Papa adına Kral tarafından el konuldu, ve beklenildiği

gibi Papa’ya teslim edilmedi. Papa’nın yasaklama fermanını tanımayan Portekiz ve Almanya’da, Tampliyeler isim değiştirerek, İskoçya’da ise, oldukları gibi var- ı            lıklarmı sürdürdüler.

i

–                                  Bu olayların arkasından Engizisyon safhası başladı, 18 Mart 1314 yılında da,

Jacques de Molay ile 53 Şövalyesi ateşte yakılarak idam edildiler. Bu dramatik l         olaylar bir çok lejandın kaynağı oldu. Jacques de Molay’ın idamından önce kendi-

I                          lerine Büyük Üstatlığı gizlice devrettiğini, kaçtıkları yerlerde gizlice yeniden

।                         teşkilâtlandıklarını iddia eden gerçek veya sahte kişiler türedi, îskoçya, Portekiz

i                          ve Almanya’da da tarikat değişik yönlerde gelişti. Günümüzde, Tampliye gele-

ı                          neğini sürdürmeye çalışan ve bu ismi taşıyan onlarca cemiyet var.

HOSPİTALYE, RODOS VE MALTA ŞÖVALYELERİ:

Haçlı seferlerinin başlamasından önce 1040 yılında, Hospitalye Şövalyeleri adıyla, hasta ve yaralı hacıları tedavi etmek amacıyla, bir tarikat kurulmuştu. Bi- ‘  rinci Haçlı Seferinin başarısından sonra, 1118 yılında bu tarikat “Kudüs’tü St. Jean

Şövalyeleri” savaşçı adını almıştı. Kudüs Krallığı Salâhaddin Eyyubî tarafından geri alınmasından sonra Tampliyelerle birlikte Kıbrıs’a sığınan Hospitalye Şöval­yeleri, 1310’da Kıbrıs’tan 200 yıl kadar kalacakları ve adıyla anılacakları Rodos adasına geçerek hastalara bakma amaçlarına döndüler. Rodos’ta her dil grubun­dan şövalyeler surlarla çevrili kentin ayrı bölümlerinde yaşıyorlardı. Şövalyele­rin çoğu Fransız kökenliydi ve Avignon’da üslenmiş Fransız Papalar onları des­tekliyordu. 1348’de gelen büyük veba salgını (Kara ölüm) ve 1378’de Papalığın bölünme krizi karşısında (2) yeni katılmalarla finans desteği azaldı.

i                                  Rodos Şövalyeleri Menteşoğulları Emirliğinin donanmasını yenerek denize

açılmalarına izin vermediler, 1344 yılında da Latinlerle birlikte İzmir’i işgal et- mekle Türklerin genişlemesini Kuzeye doğru yönlendirdiler. 10 yıl sonra, 1354’de Osmanlılar Balkanların fethine başladılar. 1402’de İzmir Timur tarafın­dan zapt edilince, Rodos şövalyeleri Bodrum’a çekilerek orada yeni bir kale inşa ettiler.

i                                  Rodos Şövalyelerinin rakipleri, Tampliye Şövalyeleri Papa ve Fransa Kralı

I                          Güzel Filip’in iş birliği ile kapatılınca, Kilise veya Kral tarafından el konulduktan

sonra varlıklarının arda kalanları, Papa’nm emri ile kendilerin intikal etmişti.

Rodos Şövalyeleri Büyük Üstadı devlet başkanı itibarına sahipti, Şövalyeler kendi paralarını basıyor, dış işlerinde büyük elçiler resmi kabul görüyor, başarılı vatandaşlarına asalet unvanlarını bahşediyorlardı.

Memlukların 1440 ve 1444 yıllarındaki saldırılarıyla Osmanlıların 1480 yılın- j    da uzun muhasaralarını karşılayabilen Rodos Şövalyeleri adanın surlarını bir

,                          (2) Roma ve Avignon papaları.

hayli güçlendirdiler. Bayezid’in ordusuna yenilen Cem Sultan, daha önce sığın­ma koşullarını görüşmüş olduğu Rodos (St. Jean) Şövalyelerine ait bir gemi ile Rodos’a gitti ve Rodos Şövalyeleri ile Rodos başrahibi Pierre d’Aubusson’un elin­de bir silâh durumuna geldi. Sığınmayla başlayan yaşamı tutsaklığa dönüştü ve çeşitli pazarlıklara konu oldu. ([1])

Kanuni Sultan Süleyman zamanında (1522), OsmanlIların azmi ve büyük toplarına yenik düşen Rodos şövalyeleri İtalya’ya sığındılar. Onları misafir eden İmparator V. Charles, Akdenizdeki topraklarını savunmak için onları kullandı ve 1532 yılında, İmparatorun emrinde, Kuzey Afrika’da Trablusgarp ile Malta ve Gozo adalarmı işgal ettiler. 1551’de Türkler Gozo’yu ve Trablusgarp’ı geri aldılar ve 1565’de Malta’yı muhasara ettiler. Ancak Osmanlılar arasında başlayan çekiş­meler ve anlaşmazlıklardan istifade eden ve Rodos muhasarasmda Türklere kar­şı tecrübe kazanmış olan Büyük Üstad Jean de la Valette, etkin bir savunmayı or­ganize edebildi. Türkler yaz sıcağında, uzun ikmal batlarıyla yorulmuşlardı. İs­panyol donanmasının ani saldırısı karşısında Türkler muhasaradan vaz geçerek dönmek zorunda kaldılar ve bu da artık Malta Şövalyesi olarak anılan şövalyele­re büyük ün kazandırdı.

Şövalyeler yeni kurulan Valletta şehrini merkezleri yaptılar ve etrafını yük­sek surlarla çevirdiler. 1607 yılında, Tötonya Şövalyelerinden 400 yıl sonra, Mal­ta Şövalyeleri Büyük Üstadına resmen “Imperial Prince” ([2]) unvanı verildi.

268 yıl boyunca Malta’nm hâkimleri olan bu şövalyelerin Avrupa’daki Re­form hareketi ile güçleri ve etkinlikleri azaldı. Büyük Fransız Devriminde Fran­sa’daki varlıklarına el kondu ve nihayet, 1798 yılında Napolyon’un Malta muha­sarasında mücadele etmeden teslim oldular. Malta Şövalyeleri siyaset sahasında yitirilen güçlerini yeniden elde etmek umudu ile Rusya Çarı I. Pol’e sığındılar. Çar kendini şövalyelerin Büyük Üstadı ilân etti, bunun üzerine de Ingiltere ve Fransa’da tarikat yasaklandı. 1738 Papalık fermanının Masonluğu afaroz etme­sinden sonra, Masonluğa karşı verdikleri mücadele ile tanınan Malta Şövalyeleri, 1800 yılında Rusya’da Hürmasonluğun kapanmasına alet oldular. Napolyon’un can düşmanı Metternich de, Napolyon’un desteklediği Masonlara karşı Malta Şövalyelerini kullanmaya çalışmıştı.

Kraliçe Viktorya’nın Malta Şövalyelerine verdiği yeni berata göre, Kral veya tayin edeceği kişi Şövalyelerin Büyük Üstadı olacaktı. 1910 yılından itibaren, ölü­müne kadar, Connaught Dükü, hem Hürmasonlarm hem de Malta Şövalyeleri­nin Büyük Üstadı olmuştu.

Malta Şövalyeleri Birinci dünya savaşı esnasında hastanelere 17000 sağlık memuru yetiştirdi. İkinci Dünya Savaşında da sağlık görevini üstlenen Malta Şö-

।                       valyelerinin İngiltere ve Amerika’da kurmuş oldukları St. John Ambülans Cemi-

■                      yetine, 1961 yılında kayıtlı 11000 sağlık memuru ve 3000 hasta bakıcı vardı.

‘                                TÖTONYA ŞÖVALYELERİ:

‘                                1190 yılında kurulan Tötonya Şövalyeleri tarikatı Prusya’nın kuruluşunun

tohumu olmuştur.

1                                Üçüncü Haçlı Seferi zamanında bazı Alman asilzadeleri Kudüs’te savaşmak

j                        üzere bir askerî tarikat kurdular. Otuz yıl gibi kısa bir müddetten sonra, bu şöval-

;                        yelerin faaliyeti Orta Doğudan Almanya’nın doğu sınırlarına, Slav topraklarına

I                       kayarak “Drang nach Osten” (5) haretekinin motoru oldu ve Büyük Üstada İmpa-

,                        rator tarafından 1226 yılında “imperial Prince” ünvanı verildi, 8 yıl sonra da Papa

!                        Büyük Üstada devlet başkanlığı statüsünü tanıdı. 1309 yılında Marienburg’u

I                       kendilerine merkez yaptılar.

I                                Tarikatın uhrevî amaçları politik amaçlara feda edildi. Tötonya Şövalyeleri,

:                        fark gözetmeksizin, Hıristiyan ve putperest Slavlara aynı şiddetle saldırdılar. Ar-

ı                        tık, dinsel bir tarikat kisvesi altında bir devlet haline gelmişlerdi. Manastır haya­

tından kazandıkları disiplin ve fanatik tutkuları ile savaş meydanlarında hep ga- ‘      lip geldiler. Slavlardan Prusya’yı fethederek 15. yüzyılın sonlarına kadar bu ülke­

de egemen kaldılar. Livonya, Lituanya, Estonya ve Rusya’ya girdiler.

j                                14. yüzyılda Prusya’nın ziraate uygun münbit toprakları ve Hanseatik

.                        Ligi (6) ile verimli ticaret nedeniyle Şövalyeler yüksek bir refah düzeyine eriştiler.

Bohemya Kralı Johann, Lancaster’li Henry, sonradan İngiltere’de IV. Henry ola­cak Henry of Derby gibi bir çok yabancı şövalye Prusya tarafından cezbediliyor- ।      du. Bu şövalyelere, zaman zaman Tötonya Şövalyelerinin putperest Lituanya’ya

yaptıkları ve “Reisen” (7) adını verdikleri akmlara katılıyorlardı.

Ancak Lituanyahların Hıristiyanlığı kabul etmeleri ve Polonya ile birleşme-

1                       leri Tarikat Devletini zayıf düşürdü. 1410 yılında Polonya-Lituanya ordusu Tan-

nenberg’de Şövayeleri bozguna uğrattı, Büyük Üstat, tüm kumandanları ve 400

i                       şövalye idam edildi. Prusya halkı ağır bir savaş tazminatı ödemeye mecbur kaldı.

Şövalyelere karşı toprak baronları ile burjuvaların muhalefeti teşkilâtlanarak

:                        “Prusya Bund’u”(8) adını aldı. 1450 yılında Polonya Kralı Wladyslaw Prusya’ya

,                        karşı tekrar savaşı başlatmca, Bund Şövalyelere karşı darbe gerçekleştirdi, ancak

savaşa engel olamadı. 1466 yılında savaş bittiğinde Tarikatın münbit Batı Prusya toprakları Polonya’ya terk edildi; paralarını tahsil edemeyen Şövalyelerin paralı askerleri de Marienburg’u Polonya’ya sattılar.

i                                12. yüzyılın müesseseleşen dindar fanatizmi Tötonya Şövalyelerine başarı

getirmiştir. Şövalyeler, tarikat olarak kuruluşlarmdan üç yüz yıl sonrasma kadar, yeminlerine sadık, organizasyonlarında müsamahasız, büyük asker ve yönetici olarak tarihe geçtiler.

  • Drang Hach Osten: Doğuya doğru sıkıştırma, yayılma
  • Hanseatik Ligi: Hamburg, Lübek, Riga, Danzig, Rostok, Wismar ve Stralsund kentlerinin ti­caret amaçlı federasyonları.
  • Reisen: seyahat
  • Bund: birlik

[1] Cem Sultan: Dönemin ünlü bilginlerinden ders alan açık fikirli Cem Sultan, Fatih’in ölü­münden sonra, Ulema ile Yeniçeriler anlaşınca, Bayezid’e yenilerek hakkı olan tahta çıkmadı, önce Memluklara, sonra da Rodos Şövalyelerine sığındı. 1489’da, Şövalyeler Cem Sultanı Pa­pa VIII. Innocentius’a teslim ettiler. Cem Sultan, 24 Şubat 1495’de Napoli’de, muhtemelen zehirlenerek, öldü.

[2] Imperial Prince: imparatorluk Prensi.

Celil Layiktez
Kaynak: Tesviye Dergisi Sayı 31

Leave a Reply

Your email address will not be published.