Blog

İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİNE KABUL MERASİMİ VE YEMİNİ

in Celil LAYİKTEZ Yazıları

Cemiyete alınacak kişilerin, önce kendi haberleri olmadan teklif eden tara­fından adları ve hüviyetleri bildirilir, haklarında gizlice tahkikat yapılırdı. Adaylığı kabul edilen kişi, gece vakti, önceden belirlenen bir yerde rehberi ola­cak İttihatçı ile buluşur, tahlif (!) yani yemin ettirilecek evin civarına kadar getiri­lir, gözleri bağlamr, gündüz, geldiği yeri bulamasın diye, dolambaçlı sokaklar­dan dolaştırılarak, evin önüne getirilirdi. Enver Paşa anılarında![1] [2] [3]) bu bölümü şöyle anlatıyor: “Meydanlığa çıkan köşede durduk. Tal’at Bey, cebinden çıkardığı si­yah bir gözlüğü gözlerime yerleştirdi. Altında siyah bir bez olmakla beraber, cüz’i etraf seçiliyordu”. Kapının önüne gelince orada beklemekte olan cemiyet âzasmdan birisi görünür, “Kimdir o?” diye sorar, Rehber, “MuinÜ) ve biraz sonra da üç de­fa “Hilâl!” diye seslenirdi. Kapıdaki de “Hilâl!” diyerek karşılık verirdi. Reh­ber, adayı, evin perdeleri sıkıca kapalı, hafif ışıklandırılmış bir odasına götü­rür, adayın gözünü çözer ve onu odada yalnız bırakırdı. Bir süre sonra odaya gi­ren kırmızı cübbeli ve siyah maskeli biri, Cemiyete girmekte ısrarlı olup olmadı­ğını sorar, “buraya kadar geldin, istersen geldiğin yere geri götürülebilirsin “ derdi. Aday Cemiyete girme kararını teyit edince gözleri tekrar bağlanırdı. Bu sırada başka: bir üye gelerek adayı tahlif odasma götürür, burada bir masanın önüne oturturdu. Masanın üzerinde bir Kur’an ve bir tabanca dururdu. (Enver Paşa’nın yemin töreninde, tabancanın yerinde, Karbonarilerde olduğu gibi bir kama var­dı.)

Tahlif törenini üç İttihatçı yapardı. Bunlardan biri, Ömer Naci ile Kâzım Nâmi (Duru) Beylerin birlikte yazdıkları, “Vatanın sinesinde bir kale-i üstüvâr ([4] [5] [6]) gibi teşekkül eden” diye başlayan vatanî bir nutku okurlardı. Nutuk bittikten son­ra adaya: “Arkadaş! Hâlâ cemiyete girmek istiyor musun ?” diye sorarlardı. Aday da, “istiyorum!” Deyince, namzeti ayağa kaldırırlar, sağ elini Kur’an-ı Kerim’in üs­tüne, sol elini de tabancanın üstüne koyarlardı. Bu esnada yemin metni adaya okunur, aday da tekrar ederdi. Enver Paşa kendi ettiği yemini şöyle anlatıyor: “Nihayet sıra yemine geldi. Sağ elim Kur’an-ı Azîm üş-Şân, sol elim de bir kama ve bıçak üzerinde olduğu halde, 1293 (5) Kamın-u Esâsî’nin istirdâdına^) ve bu uğurda hiç bir şey esirgemeyeceğime ve ihanet etmeyeceğime yemîn ettim’[7]) Sonra gözüm açıldı. Kar­şımda siyah peçeli, kırmızı örtülü üç şahıs bulunuyordu. Ben nutuk ve bu manzara karşı­sında pek müteessir olmuştum. Kalbimde, yalnız başıma, bir idâre-i zâlimeyi kökünden devirecek bir kuvvet ve bu kuvvetle mütenasip bir hâhiş([8]) hissediyordum. Böyle vatana çalışmaya azmeden bir cemiyete intisabım dolayısıyla bir defahd[9]) hissediyordum.”

Yemin töreni tamamlandıktan sonra, tahlif heyetindeki üç kişi üzerlerine kırmızı bir elbise giyerlerdi. Yalnız bu kırmızı elbisenin göz delikleri üstünde si­yah bir peçe bulunmakta idi. Bu üç kişi kırmızı elbiseleri, siyah peçeleri ve önle­rinde Kur’an-ı Kerîm ve tabanca olduğu halde dimdik dururlarken, adayın göz­leri, arkasında duran bir dördüncü kişi tarafından açılırdı. Bu korkunç manzara karşısında, aday huşû içinde ve sessizce durduğu zaman, kırmızı elbiselilerden biri: “Arkadaş! Artık cemiyete girdiniz! Kardeşimiz oldunuz!” diyerek yeni İttihatçı­ya bundan böyle kardeşlerinden her türlü yardımı göreceğini, umulmayan bir ihanette bulunursa, bizzarurel[10]) öldürüleceğini, cemiyet numarasının istenilen emirlerin, rehberi vasıtasıyla bildirileceğini söylüyordu. Yeni İttihatçı, gözleri kapatılarak sokağa çıkarılıyor, tekrar dolambaçlı yollardan dolaştırıldıktan sonra, gözlerinin bağlandığı noktaya götürülüyor, orada gözleri açılarak bırakı­lıyordu. Cemiyete giren kişi için artık, aidat ödememek veya yüz kızartıcı bir suçtan dolayı atılmanın dışmda, kendi arzusu ile çıkışı mümkün değildi. Cemi­yetten çıkmanın ya da cemiyetin amaçlarına karşı bir harekete iştirak etmenin, ihanetin cezası idamdı. Kuşkusuz bir ihtilâl cemiyeti için bu ürkütücü yaklaşım gerekliydi/[11] [12])

İttihatçıların Birbirlerini Tanıma Yöntemleri(i2)

Gerektiğinde iki cemiyet üyesinin tanışması için bir işaret sistemi geliştiril­mişti. İşaretleşmede temel ilke, Masonlukta olduğu gibz “Mukaddes Kelime” ve “Mürur![13])Kelimesi”ne dayanıyordu. Makaddes Kelime “Muîn”, Mürur Keli­mesi de “Hilâl” sözcükleri idi. Üye sağ elin üç parmağını büküp baş ve şahadet parmağmı bir Hilâl şeklinde kalbine götürdüğünde işaret tamam sayılırdı. Bu noktadan sonra Mukaddes kelime harflerinin karşılıklı söylenmesi ile birlikte­lik paylaşılırdı: “Mim – Ayn – Ye- Nun Bu harfler, eski yazıyla “Muîn” sözcü­ğünün hafleri idi/[14])

[1] Tahlif: yemin etme.

[2] Enver Paşa’nın Anıları, 1881-1908; yayına hazırlayan: Halil Erdoğan Cengiz.

[3] iane eden, yardımı eden

[4] Üstüvâr: Sağlam, kuvetli, dayanıklı, güvenilir.

[5] 1876 (Birinci Meşrutiyet)

[6] istidat: geri alma

[7] Ord. Prof. Enver Ziya Karal “Osmanlı Tarihi”nin IX.Cilt, s.12 ‘de yemini şöyle anlatıyor: “… elleri tabanca ve Kur ‘an üzerine getirilir ve “and” metnini kendisine sözcükler tekrarla­tılmak suretiyle okutulurdu. Bu and ile aday Cemiyetin kurallarına uygun olarak çalışaca­ğını, cemiyetin hiç bir sırrını üye olmayanlara duyurmayacağını ve cemiyete ihanet etmeye­ceğini yüklenirdi. Bundan başka cemiyet tarafından kendisine verilecek vazifeleri düşün­meksizin yerine getireceğini, andım bozduğu taktirde cemiyet tarafından ölüm cezasına çarptırılıp nerede olursa olsun bu kararın yürütülmesini kabul edeceğini tekrarlardı.”

[8] Hahiş: arzu

[9] Fahr: övünme, şeref.

[10] Bizarrure: ister istemez.

[11] Tevfik Çavdar, Talat Paşa, Bir Örgüt Ustasının Yaşam Öyküsü.

[12] Aynıkaynak.

[13] Mürur: geçme; mürur kelime: geçiş kelimesi, parola.

[14] Tevfik Çavdar, Talat Paşa s.68.

Celil Layiktez

Kaynak: Tesviye Dergisi Sayı 36

Leave a Reply

Your email address will not be published.