Blog

İSİMLERLE İLGİLİ İTİKATLAR (I)

in Celil LAYİKTEZ Yazıları

Ağır hasta bir tanıdığımızdan söz ederken, kanser kelimesini yavaş sesle, hattâ etrafımıza bakınarak söylüyoruz; ölen birinden söz ederken de “ölüm” keli­mesini kullanmaktan kaçınarak, rahmetli oldu, kaybettik, bu dünyadan göçtü, ebedî maşrıka intikal etti gibi ifadeler kullanıyoruz. Günümüzde dahi, korkula­cak bir şeyin ismini telâffuz etmekle onu getirmekten, çağırmaktan, şuur altı çeki­niyoruz. Kelimelerin gerçeği kapsadıklarına dair inanış, telâffuz edilen sözün sihrini oluşturur. Bir şeyin ismi o şeyin kendisi ise, isim onu esir etmekte, kontrol etmekte hattâ yaratmak için kullanılmaz mı? Düşmana zarar getirmek üzere ona benzetilerek yapılan balmumundan bebeğe, bir de düşmanm ismi verilebilirse büyüye güç katılır. Keza, düşmanın ismini bir kurşun levhaya yazıp toprağa gömmek veya bir kâğıdın üzerine yazıp yakmak kara büyüde kullanılan yön­temlerdir.

Yeni tanıdığımız bir yabancı zamansız olarak soyadımız yerine ismimizle bi­ze hitap ettiğinde mahremiyetimize girmek istiyormuş gibi rahatsız olmuyor muyuz?

İSİM VERME:

İnsanlar çocuklarına uğraşarak, araştırarak isim seçerler, zira seçilecek ismin çocuğun kişiliğine etkili olacağına inanırlar. Çocuğun ömür boyu taşıyacağı is­min şuur altından, kişiliği etki altına alabileceğini biliyoruz. İsim verme merasi­mi çocuğa şahsiyetini kazandırır ve toplum tarafından kabul sağlar.

Çok kere çocuklara milli kahramanların, azizlerin, devlet adamlarının, filim yıldızlarının isimleri verilerek, bu hayran olunan kişilere benzemeleri sağlan­mak istenir.

Verilen isim bazen çocuğun yalnızca erkek, kız veya, kaçıncı çocuk olduğu­nu ifade eder. Gerçek isim sonradan, sünnet esnasında veya büluğ çağı ile ilgili merasimlerde verilecektir. Verilen isim çok kere bebeğin değerli ecdadından bi­rinin ismi olup, çocuğun ecdadının meziyetlerine sahip olması arzu edilir. Yaşa­yan babanın ismi çocuğa verildiğinde, bir nevi ölüme çare olarak, ölümden sonra da ismin devam edeceği garantiye alınır. Bazı kavimlerde de tersini görüyoruz. Bebeğe yaşayan kişinin ismini vermenin o kişinin ölümünü çabuklaştıracağına inanılır ve bir önceki nesilden ölmüş birinin ismi verilir.

Arizona’da Kızıl Derili kadınlar doğan çocuğun 20 ci gününde ismini vere­rek kendisini ilk defa güneşe gösterirler.

Geleneksel Hindistan’da, doğumunun 10. cu gününde anne kapalı kaldığı kulübeden çıkar ve çocuğa iki ayrı isim verilir. Bunlarm ilki herkesin kullanacağı

isimdir; İkincisi ise gerçek isim olup yalnızca çok yakınları tarafından bilinecek­tir. Böylece çocuğun gerçek ismini bilmeyen kötü niyetli yabancılar, isim yolu ile kendisine büyü yapamayacaklardır.

Gabon’da, bir bebek doğduğu zaman, bir tellâl halka doğumu haber vererek çocuk için toplumda bir yerin ayrılmasını isterdi. Ahalinin içinden saygı değer bi­ri çocuğa kefil olduktan sonra, kabile, köy veya aile resi, Hristiyanların vaftiz me­rasimine benzer tarzda çocuğu su ile arındırır ve kutsar, kendisine bir isim verir, sağlık, uzun ömür, zenginlik ve bereket için büyü yapardı. Çocukluktan çıkarak erkekliğe kabul edilen kişiye de yeni bir isim verilirdi.

UĞURSUZ İSİM VE KELİMELER

Çocuğa kişiliği olumlu yönde etkileyecek isim aranırken, doğaldır ki kötü çağrışımları olan, korkakların, hainlerin, kötü ruhların isimleri baştan elimine edilirdi. Bazı kelime ve isimlerin telâffuzlarmm dahi felâket getirebileceğine ina­nılırdı. Örneğin, Denizciler ölüm, şeytan, boğulmak gibi kelimeleri deniz üzerin­de kullanmazlar, bir geminin isminin değiştirilmesinin uğursuzluk getireceğine inanırlar.

Moltke’nin Türkiye Mektupları’nda U) İstanbul’da 20000 ila 25000 kişinin öl­düğü 1837 veba salgını üzerine 22 Şubat 1837 tarihli mektubunda konumuzla il­gili ilginç bir not var:

“Garip bir hal de Frenklere oranla daha fazla Türkün vebaya tutulmasına karşılık, hastalanan Türklerden on defa daha az Frengin ölümden kurtulabilmesidir. Bunun sebe­bi ancak ruhî olabilir; Türk vebaya tutulursa buna sabırla katlanır, tutulmadığı müddet­çe de onu tamamıyla bilmezlikten gelir; “yumurcak” adını söylemez, olsa olsa “hastalık” der. Çünkü belanın adını söylemek onu çağırmak demektir. Eğer sen bugün bir Türk’e, son üç ay içinde İstanbul’da veba olup olmadığını soracak olsan, kalın kaşlarını kaldırır ve dilini şaklatır; bu da Almanca: “yok canım, Allah saklasın” demektir….”

GÖREV NEDENİYLE İSİM DEĞİŞİKLİĞİ

Bazı toplumlarda kişi, yaşı veya mesleği ile ilgili durumunun değişmesi ile, yaşamının her ayrı merhalesinde yeni bir isim alır. Günümüzde de bu âdet dinsel veya gizli cemiyetlere katılan haricilere uygulanmaktadır. Yeni rahip, derviş ve-

(V Feldmareşal Helmuth Von Moltke henüz yüzbaşı rütbesindeyken 1835-1839 yıllarında Türk

ordusunda askerî öğretmen ve tahkimat uzmanı olarak çalıştı, Serasker Hüsrev Paşa’ya da­nışmanlık yaptı, 1837 veba salgını esnasında İstanbul’da yaşadı. Moltke’nin Türkiye Mek- tupları’nı, Topkapı Müzesi Müdürü, Büyük Üstat En Muh. Hayrullah Örs K. nefis Türkçesi ve Osmanlı dönemi örf ve âdetlerinin fevkalâde bilinci ile, çevirdi. (Remzi Kitabevi-Ikinci Ba­sım: Eylül 1995) ya gizli örgüt mensubu, yeniden doğuşu simgeleyen tekrisi tamamlamak üzere, yeni bir isim alarak, eski kişiliğini terk eder ve yeni ismiyle yeni bir kişilik sahibi olur.

Mısırlı Firavun Neko, İsrail topraklarını zapt edince, kendine bağlı kral ola­rak Eliahim’i tahta oturttu ve adını Jehoiahim olarak değiştirdi. Görev değişikliği vuku bulduğunda görevlinin isminin de değiştirilmesi usuldendi ve bu âdet gü­nümüzde dahi

devam etmektedir. Vatikan’da her yeni Papa, seçiminden sonra ismini değiştirir. Ingiltere’de bir kişiye asâlet ünvanı ile birlikte yeni bir isim de verilir; gerilla teşkilâtlarında dahi teröristler kendi adlarıyla değil, yeni aldıkları kod adlarıyla, Mafia mensuplan, hattâ sokak çetelerine bağlı gençler dahi gerçek isimlerinden çok lâkaplarıyla tanınırlar.

İngiliz Kolombiyasmda, “Lekunyen” kabilesinde büluğ çağı ile ilgili mera­simler bittikten sonra, ikinci bir merasimle çocuğa ecdadından birinin ismi veri­lerek belirli bir sınıfa (kast) dahil edilir, ecdat adına hediyeler dağıtılırdı.

Brahman tekrisinin eğitim bölümünde çocuğa tabular, kutsal edebiyat, ta­nınma parola ve işaretleri öğretilir. Daha sonra saçları kesilir, yıkanır, eski elbise­leri atılarak yenileri verilir, ve nihayet isminin değiştirildiği bir merasimle Brah­manlığa kabul edilir.

İSMİN BÜYÜDE KULLANILMASI

Hayvan ve eşya ile onu tanımlayan kelimeler arasında kesin bir fark görme­yen ilkel insan ikisinin arasında güçlü ve gerçek bir sihri bağm varlığına inanırdı. Eşya ile ismi arasında böyle bir bağ olunca, insanla, hattâ Tanrı ile ismi arasında da aynı bağın bulunması gerekirdi. Bu nedenle, bir insana ait bir parça tırnak ve­ya saç üzerine yapılabilecek büyü, doğru telâffuz edilen gerçek isim üzerinde de etkilidir. Hatta, çok kere, ilkel insanın ismi, göz, kulak, gibi bir uzuv olarak kabul edilirdi. Atılan bir taş nasıl vücudu yaralayabiliyorsa, kişinin isminin yanlış veya kötü maksatla kullanılması da aynı sonucu getirebiliyordu.

Seleb adaları sakinleri Tolampoos’lar bir insanın gerçek ismini yazarak ru­hunun esir edilebileceğine inanırlar.

Celil Layiktez
Kaynak: Tesviye Dergisi Sayı 24

Leave a Reply

Your email address will not be published.