Blog

GEÇİŞ RÎTLERİ İLE İLGİLİ İTİKATLAR

in Celil LAYİKTEZ Yazıları

GEÇİŞ RÎTLERİ (*)

İnsanlık tarihinde geriye doğru gittikçe, kutsal dünyanın sivil dünya üzerin­de artan egemenliğini görürüz. İlkel toplumlarda aynı toteme tapan insanlar kar­deş sayılır, güçlü kalan ve aile bağları onları birleştirirdi; bu arada, yaş farklılıkla­rı ile klan içinde üstlenilen görev ve sorumluluklar bu insanları daha küçük grup­lara ayırarak aralarındaki dayanışmayı bir üst düzeye çıkarırdı.

Bu ortamda, birey bir yaş grubundan, bir görevden, diğerine geçmekle yılla­rını doldururdu. Kişisel durumunda olabilecek herhangi bir değişiklik, haricî dünya ile kutsal dünya arasındaki dengeyi bozabileceğinden, bu geçişler özel tekris merasimleri ile olurdu. Tekrisle, kişi her şeyi belli bir durumdan, her şeyi belli bambaşka bir duruma geçerdi. Her defasında “geçiş” söz konusu olduğun­dan, genelde, doğum, isim verme, çocuğun topluma kabulü, bulûğ çağma giriş, izdivaç, yeni eve giriş, hâmilelik, baba olma, kutsal topluma kabul ve nihayet ölümle ilgili merasimler arasında büyük benzerlikler vardır.

Doğada da, kamerî aydan kamerî aya, mevsimden mevsime, gündönümün- den gündönümüne, yıldan yıla geçişler vardır. Kişilerle yaşadıkları toplumlar, bu periyodik esaslarda değişmelere sahne olan Doğaya bağlı olduklarından, ge­nelde, toplu geçiş merasimleri Doğa’nın kendi geçiş günlerinde yapılırdı.

Bu bölümde ilk önce maddi geçişleri, sonra da hâmilelik, doğum ve sünnetle ilgili geçiş ritlerini inceleyeceğiz.

MADDİ GEÇİŞLER: (Ülke sınırları – Kapı – Eşik – Pencere – Çatı – Ağız ve burun – halı – tablo – ayna – yazı çerçeveleri hep geçiş kapılarıdır.)

Çağırdığı kötü ruhlara karşı kendini korumak üzere çevresine sihirli bir dai­re çizen büyücü gibi, eşyanın da sihirli koruyucu sınırları vardır. Kötü ruhlarla si­hirbazların nazarından kendini, ailesini, evini, klanını ve yaşadığı toprakları ko­rumak ihtiyacında olan insan, vücudunun, evinin, topraklarının sınırlarında dı­şarı açılabilecek herhangi bir kapıyı, pencereyi, hatta ağız ve burunu emniyete alırdı.

Sınır geçerken pasaport polislerinin ve gümrük muhafaza memurlarının kontrollerinin kaynağı yalnızca siyasî ve İktisadî değildir. Daha çok yakın za­manlarda, değil bir devletin sınırlarını geçerken, bir eyaletten bir diğerine, hatta bir derebeyinin topraklarından bir diğerine geçerken muhtelif formaliteler uyuygulanırdı. Evlerimizin, bahçelerimizin sınırlarını duvarlarla, dikkat köpek var levhaları ile, ülke sınırlarını top tüfekle korumaya çalışıyoruz.
İlkel bir klan yaşam alanının sınırlarını, harita bilgisi olamadan da bilirdi. Belirli bir kayanın, ağacın, suyun ilerisine geçmek tabu idi ve ancak bazı merasimlerin uygulanmasından sonra bu tabu kalkabilirdi. Bazen insan, bir büyük taşı, bir direği dikerek, yere bir eşik koyarak, çukur kazarak, ip gererek sınırı yapay olarak tespit ederdi. Bu sınır bir mabedin etrafında olduğu gibi, kapı,sütun ve heykel türünden yapıtlarla saptanırdı. Bu yaptlar, uygun dualarve kurbanlarla kutsanır, ülkeyi nazardan saklamak, kötü ruhların sınırdan geçmesini önlemek, düşmanları korkutmak, bereketi artırmak gibi amaçlarla boynuz, at nalı, insan ve hayvan kafatasları, korkunç maskeler, hayvan postları gibi sihirli objeler üzerlerine asılırdı.(1) Geçiş ritleri tâbirini ilk defa Van Gennep, “Rites de Passage” adlı eserinde kullanmıştır.

Sefere çıkan bir kumandan ordularıyla sınıra geldiğinde, kehanet amacıyla kurbanların iç uzuvları tetkik edilir, tanrıların yatıştırılın alan gerekiyorsa, uy­gun merasimler düzenlenir, ancak ondan sonra sınır geçilebilirdi.

İsparta kralları sefere çıkmadan önce, Zeus’a kurbanlar kesilirdi. Kâhinlerin seferle ilgili kehanetleri olumlu olduğu takdirde, mabedin kutsal ateşinden bir meşale yakılır ve hiç söndürülmeden, askerin başında, sınıra kadar getirilirdi. Sı­nırda tekrar kurbanların kanlan akıtılır ve tekrar kâhinlerin olumlu tefsirleri alı­nırdı. Kutsal alev ordunun başında olmak üzere sefere devam edilirdi. İleride kutsal alevin yerini flama l2‘ almıştır.

Kesilen kurbanın kanını akıtma âdeti ileride su dökmek şeklinde değişmiş­tir: Yola çıkanın ardından su dökülür. Su ayrıca Ölüm Tanrısının en büyük düş­manı olarak kabul edilirdi, kötü ruhlar, hortlaklar suyun üzerinden geçemezler­di. Bu nedenle, ölenin de ardından su dökülür, hatta, cenazenin kalktığı evde bu­lunan tüm su kapları boşaltılırdı.

Amerikan İç Harbinde, General Grant’m gemisi Asiyut’a geldiği zaman, is­kelenin üzerinde bir boğa kurban edilmiş, başı iskelenin bir tarafına, gövdesi de öbür tarafına konmuş, general, aralarında dökülen kanların üzerinden geçmek zorunda bırakılmıştı.

Kanın üzerinden geçmek eski bir kardeşlik ritidir. ikiye bölünmüş bir nesne­nin, iki dalın arasından veya altından geçmek de bir geçiş ritidir. Tekris töreninde de, gözleri bağlı aday, mabedin alçak kapısından, eğilerek geçer. Ana fikir, bir dünyadan bir başka dünyaya, saf olmayan bir yaşamdan saf olanına, bir kapıdan, bir çerçeveden, bir eşiğin üzerinden, iki sütun arasından, geçiştir.

îbranilerde yabancı milletlerin saf olmadıkları kabul edilir, putlara yaptıkla­rı ibadet nedeniyle de, topraklan mekruh sayılırdı. Bu nedenle, yabancı bir ülke­den gelen kişi ya da eşyanın önce ateş, su, hava ve toprakla arındırılması, yağla da kutsanması gerekiyordu. Bu arada, arındırılmak üzere, yabancı erkeklerin sün­net edildikleri de olurdu.

Daha küçük çapta olmak üzere, aynı inanışı evin eşiği veya dış kapısı için de görmekteyiz. Eşik veya kapı evin içini dış dünyadan ayırır ve ülke smırı için ge- (2)flamma: (lat.) alev, ateş, meşale. çerli olan tüm uygulamalar, eşik veya kapı için de aynen geçerlidir: kurbanların kesildiği, İlâhilerin okunduğu bir merasimle kutsanmış eşiğin üzerinden geçile­ceğinden, önce önünde diz çökülür, toprak, eşik veya üzerinde çakılı olan muska öpülür, muskaya el sürülür, eşiğin üzerine basmadan sağ ayakla geçilir, veya ayakkabılar çıkarılarak üzerinden atlanırdı. (3)

Pencere ve çatı ile ilgili inanışları TESVİYE Sayı 18 de “Temel Atma Merasimi ve İnşaatla İlgili İtikatlar” bahsinde irdelemiştik, (s. 12 -15).

HALI – TABLO – AYNA – YAZI ÇERÇEVELERİ

Hintli kadınların giydikleri sarilerin etrafında muhtelif koruyucu şekillerle süslü çerçeveler vardır. Halı ve tabloların çerçevelerinin de aynı âdetlerden kay­naklandıklarını söyleyebiliriz. Seccadenin çerçevesi, kötü ruhların namaz kıla­nın yakınına girmelerini önler. Daha büyük halıların çerçeveleri üzerlerinde otu­ranları, tabloların çerçeveleri ile ayna çerçeveleri ruhun yansıması olan görüntü­leri kötü etkenlere karşı korurlar. Birçok kitap ve el yazmalarında, sihirli aziz ve çiçek resimlerinden oluşturulan çerçeveler yazıları korur. İslâm edebiyatında bu resimlerin yerini geometrik motifler almıştır.

(3) Eşik ve Kapı ile ilgili inanışlar için “Temel Atma Merasimi ve inşaatla ilgili itikatlar bahsine bakınız (TESVİYE No. 17, s. 18 – 20)

Celil Layiktez
Kaynak: Tesviye Dergisi Sayı 27

 

Leave a Reply

Your email address will not be published.